Öfkenin Altında Saklı Kalan Duygular

Son yıllarda dikkat ediyor musunuz?

Trafikte daha çabuk korna çalıyoruz. Sosyal medyada hiç tanımadığımız insanlara daha sert cümleler kurabiliyoruz. Evde ise en çok sevdiklerimize karşı tahammül sınırımızın eskisinden daha çabuk tükendiğini hissediyoruz. Sanki hepimizin öfke eşiği biraz daha düştü.

Peki gerçekten daha öfkeli insanlar mı olduk, yoksa öfkemizi görünür kılan başka sebepler mi var?

Psikolojide öfke çoğu zaman bir ikincil duygu olarak değerlendirilir. Yani öfkenin altında çoğu zaman fark edilmeyen başka duygular vardır. Kırgınlık, değersizlik, korku, hayal kırıklığı, utanç ya da çaresizlik…

Bazen "Çok öfkeliyim." dediğimiz yerde, aslında içimizden geçen cümle şudur:

"Beni kimse anlamıyor."

Ya da…

"Kendimi güvende hissetmiyorum."

Sistemik bakış açısıyla düşündüğümüzde ise öfke yalnızca bize ait olmayabilir. Hepimiz bir aile sisteminin içine doğarız. Bazı ailelerde duygular konuşulmaz, bazı ailelerde hata yapmak zayıflık olarak görülür, bazı ailelerde ise öfke nesilden nesile aktarılır. Çocukken öğrendiğimiz ilişki dili, farkında olmadan yetişkin hayatımıza da taşınabilir.

Bir başka nokta ise günümüz insanının sürekli güçlü görünme çabasıdır. Üzülmek istemiyoruz, korktuğumuzu kabul etmek istemiyoruz. Bazen maneviyatı bile duygularımızla yüzleşmemek için kullanabiliyoruz. "Sabretmeliyim.", "Buna takılmamam gerekir.", "İnanan insan öfkelenmez." gibi cümlelerle duygularımızı bastırmaya çalışırken, bastırılan duyguların zamanla öfke olarak geri döndüğünü fark etmiyoruz. Psikolojide bu duruma spiritüel baypas adı verilmektedir.

Oysa gerçek güç, öfkeyi yok saymak değil; onun bize ne anlatmak istediğini merak edebilmektir.

Belki de yıllardır öfkelendiğimiz kişi karşımızdaki değil; içimizde uzun zamandır duyulmayan bir yanımızdır.

Öfke, çoğu zaman kapıyı sert çalar; fakat içeride bekleyen misafir aslında kırgınlıktır. Misafiri kovmak kolaydır. Asıl dönüştürücü olan, neden geldiğini anlayabilmektir.

Bu yüzden belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

"Ben en son neye gerçekten öfkelendim ve bu öfkenin altında hangi duygu vardı?"

Çünkü çoğu zaman bağıran tarafımız değil, duyulmayan tarafımız yardım istemektedir.

Belki de iyileşme, öfkemizi susturmaya çalıştığımız anda değil; onu yargılamadan dinlemeye başladığımız anda başlar.