Korkuteli'nin tarihi, binlerce yıl öncesine uzanmaktadır. İlçe, antik dönemde Pisidya ile Likya ve Pamfilya bölgelerinin kesişiminde yer alan önemli bir geçiş alanıydı. Bu stratejik konumu sayesinde tarih boyunca birçok uygarlığın egemenliği altına girmiştir.
Korkuteli ilçe merkezinin yakınında bulunan Isinda Antik Kenti, bölgenin en önemli antik yerleşimlerinden biridir. Özellikle Helenistik Dönem'de gelişen kent, M.Ö. 2. yüzyılda kendi adına sikke basabilecek ekonomik ve idari güce ulaşmıştır. Günümüzde Yazır Mahallesi çevresinde görülen kalıntılar, Isinda'nın bölgenin önemli kentlerinden biri olduğunu göstermektedir.
M.Ö. 189 yılında Roma Konsülü Gnaeus Manlius Vulso'nun Anadolu seferi sırasında Isinda da Roma egemenliğine girmiştir. Roma döneminde kent gelişimini sürdürmüş, ticaret yolları üzerinde önemli bir konuma sahip olmuştur. Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasının ardından Bizans yönetimine geçen Isinda, dini açıdan önem kazanmış ve piskoposluk merkezi olarak varlığını uzun yıllar devam ettirmiştir.
1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra bölgeye Türk akınları başlamış, 13. yüzyılın başlarında Anadolu Selçuklu Devleti'nin hâkimiyetine girmiştir.
Sultan Alaeddin Keykubad döneminde Antalya'nın fethinin ardından Korkuteli ve çevresi Selçuklu yönetiminde önemli bir konaklama ve yayla bölgesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Serin iklimi ve yüksek rakımı nedeniyle bölge, özellikle yaz aylarında tercih edilmiştir.
Bu dönemde ilçe "Alaeddiniye" adıyla anılmıştır. Günümüzde ilçe merkezinde bulunan Alaaddin Camii, Selçuklu döneminin en önemli eserlerinden biridir. Özellikle taş işçiliğiyle dikkat çeken taç kapısı, Anadolu Selçuklu mimarisinin başarılı örnekleri arasında gösterilmektedir.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla birlikte bölge önce Hamitoğulları Beyliği'nin, daha sonra ise Antalya merkezli Teke Beyliği'nin yönetimine geçmiştir.
Bu dönemde Korkuteli, Teke Beyliği'nin önemli yerleşim merkezlerinden biri olmuştur. Bölgenin "Teke Yöresi" olarak anılması da bu beyliğin bıraktığı tarihî mirastan kaynaklanmaktadır.
İlçedeki en önemli eserlerden biri olan Sinaneddin Medresesi, Teke Beyliği döneminde inşa edilmiş olup dönemin eğitim ve bilim faaliyetlerinin önemli merkezlerinden biri olmuştur.
Osmanlı Devleti, bölgeyi 1391 yılında Yıldırım Bayezid döneminde hâkimiyetine katmıştır. Ankara Savaşı'nın ardından kısa süreli olarak yeniden beylik yönetimine geçen bölge, II. Murad döneminde kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir.
Osmanlı döneminde ilçe uzun yıllar İstanoz adıyla anılmış ve Teke Sancağı'nın önemli kazalarından biri olmuştur.
İlçenin bugünkü adının kaynağı, Osmanlı şehzadelerinden Şehzade Korkut'tur. Sultan II. Bayezid'in oğlu ve Yavuz Sultan Selim'in kardeşi olan Şehzade Korkut, Antalya'da sancak beyliği yaptığı yıllarda bölgeyle yakın ilişki kurmuştur. Taht mücadelesi sırasında Antalya çevresine sığınmış, 1513 yılında Osmanlı kuvvetleri tarafından yakalanarak idam edilmiştir.
Cumhuriyet döneminde, Şehzade Korkut'un anısını yaşatmak amacıyla ilçenin adı Korkuteli olarak değiştirilmiştir.
Mondros Mütarekesi'nin ardından Antalya ve çevresi İtalyan işgaline uğramıştır. Korkuteli halkı işgale karşı örgütlenmiş ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri aracılığıyla Milli Mücadele'ye destek vermiştir.
İlçeden birçok gönüllü Kuva-yi Milliye saflarında görev almış, lojistik destek sağlanmış ve bölgedeki direniş faaliyetleri sürdürülmüştür. İtalyan kuvvetleri zamanla bölgeden çekilmiş ve Korkuteli, Cumhuriyet'in kuruluş sürecine aktif katkı sağlayan yerleşimlerden biri olmuştur.

Cumhuriyet'in ilanından sonra Korkuteli, Antalya'nın en önemli ilçelerinden biri olarak gelişimini sürdürmüştür. Tarım ve hayvancılık uzun yıllar ilçe ekonomisinin temelini oluşturmuş; özellikle tahıl üretimi, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık ile meyvecilik ön plana çıkmıştır.
Günümüzde Korkuteli; doğal güzellikleri, yaylaları, tarihî eserleri ve antik yerleşimleriyle Antalya'nın kültürel mirasını yaşatan önemli ilçelerinden biridir.