Ne Aramak İstediniz?
 Ara 
Ne Aramıştınız?
 

Köşe Yazısı

   Durmuş ÖZOKUDAN 
  Durmuş ÖZOKUDAN  
Fatma Mehmet Cadıl Fen Lisesi Müdürü
 durmusozokudan@hotmail.com

İSLAMDA TİCARET
15.05.2017 14898 Kategori:Genel

Ruh esenliği, kişinin manevî gelişmesi yanında, âdil ve iyi davranışlar üzerine kurulu yeryüzünde bir hayat sürdürmesine bağlıdır. Bunun için, Kuran ve Sünnet, dünya işleri üzerinde tekrar tekrar durur, onlara ait öğütler verir. Kuranda şöyle buyrulur : «İbadet bittikten sonra, Allah'ın fazlını bağışlanmak için yeryüzüne dağılınız.»,Peygamberin (SAV) bir sözü şöyle: «Geçimini helâl yollarla sağlamak, ibadet dışında en önemli bir görevdir.» 

Bir başka yerde şöyle der Peygamber (SAV) : «Sabah namazını kıldıktan sonra geçiminizi kazanıncaya kadar yatmayın.» İslâm, İslâmî ilkelerle bağdaşan tüm ekonomik faaliyetlere katılma hakkını kişiye tanımaktadır. Ticaret, ticarî ortaklık, kooperatifler ve anonim ortaklıklar meşru sayılmıştır. Bununla birlikte ticarî faaliyetlerin dürüst yararlı ve güvenilir bir şekilde yürümesini sağlamak amacıyla ticari faaliyetlere ilişkin bazı kurallar getirmiştir. Peygamber (SAV) bir hadisinde, sözünde duran, doğru sözlü tüccarı övmüştür: «Doğru sözlü, dürüst bir tüccar, Peygamberlerle, sıdıklar la ve şehitlerle birliktedir.» (Tirmizi,72: 4)

 

 TEMEL İLKELER

Ticarî ilişkilerde kişinin son derece dürüst ve güvenilir olması şartı temel ilke olarak konmuştur. Bu ilkeler iş adamları tarafından benimsenmiş olsaydı, bu gün piyasada görülen bozukluklar olmayacaktı. Ticaret ve alışverişe ilişkin bu ilkeler, iş ilişkilerinde iyi niyetin kurulması, tartı ve ölçümün dürüstçe yapılması ve aldatıcı yeminlere başvurmaktan kaçınılması hakkındaki Kuran ve Hadis hükümlerinde, değişik şekilde, yansımaktadır.

 

ALDATICI YEMİNLER

Günümüzde satıcılar, alıcıları kandırmak için asılsız yeminlere başvurmaktadırlar. Bu davranışta piyasa ekonomisinin bozukluğu yanında, kişilerin ahlâkî ve ruhi değerlere karşı kayıtsızlığının, umursamazlığının ve yabancılaşmasının etkisi büyüktür. İslâm, iş adamının malını satmak amacıyla başvurduğu bu tür davranışları kınamıştır. Ebu Hureyre' nin (RA) naklettiğine göre, Peygamber (SAV) bu konuda şöyle demiştir: "Asılsız yeminler malı sattırır, ama bereketi, onun sağlayacağı yararı ve iç rahatlığını da yok eder." (Buhari 34; 26). Öte yandan Ebu Zer de (RA), Peygamberin (SAV) başka bir sözünü nakleder "Allah şu üç sınıf insanla ne konuşacak, ne onların yüzüne bakacak, ne de günahlarını bağışlayacaktır. Onlar çok acıklı bir azap çekeceklerdir." Ebu Zer; birden bire atılır ve sorar. «Ey Allah’ ın Elçisi! Bu, her şeyini yitiren ve mahvolanlar kimlerdir?» Peygamber (SAV) cevap verir.«Tüm servetini gösteriş uğruna harcayanlar, başkasına yaptığından sorumlu olduğunu vicdanında duymayanlar ve malını asılsız yeminlerle satanlar.» (Müslim)

 

TARTI VE ÖLÇÜDE DÜRÜSLÜK

Ticarette tartı ve ölçünün yeri ve değeri son derece önemlidir. İslâm, 1400 sene önce ölçü ve tartının dürüstlükle yapılması üzerinde önemle durmuştur. Bu konuda hem Kur'an'da hem de Hadislerde çok sert hükümler vardır. Kur'an'da şöylece değinilir bu konuya : "Ölçekte ve tartıda hile yapanların vay haline! Ki onlar, insanlardan, ölçekte aldıkları zaman haklarını tastamam alanlar, onlara o ölçekle veya tartıyla verdikleri zaman ise eksiltenlerdir. Sahiden onlar diriltileceklerini sanmıyorlar mı? Büyük bir günde, Âlemlerin Rabbi için insanların kalkacağı günde sakın hileye sapmayın! Ahirette sorguya çekileceğinizi unutmayın! Çünkü kötülerin kitabı muhakkak siccindedir.»

 

İYİ NİYETLİ OLMAK

Satıcı ve alıcı iyi niyetli olmalıdır. Satıcı, alıcıyı düşünmeli, alıcı satıcıyı düşünmelidir. Satıcı müşteriyi yolunacak kaz olarak görmemeli, alıcı satıcıyı kelepire getirilmiş bir mal olarak görmemelidir. Bununla ilgili Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife’nin bir ticari olayını anlatmak isterim.

Ebu Hanife maddi imkânı yerinde bir mezhep kurucusudur. Ticaretle uğraşmaktadır. Bir gün bir kadın gelir, dışarıda asılı pahalı bir elbiseyi beğenir ve satın almak ister. Ebu Hanife elbiseyi yarı fiyatına satar. Aradan kısa bir zaman geçer aynı elbisenin bir benzerini bir başka kadın talip olur. Ebu Hanife bu elbiseyi iki kat fiyata satar. Yanında bulunan yardımcı sorar? Niçin farklı sattın hocam, der.

  • Ebu Hanife: Birinci gelen müşteri maddi imkânı zayıf birisiydi. Elbiseyi alabilecek maddi imkânı yoktu. Ancak elbiseyi beğenmişti. Bunun için yarı fiyatına sattım. İkinci gelen kişi maddi imkânı yüksek bir bayandı ona da elbiseyi iki kat fiyata sattım. Satıcı alıcıyı; alıcı satıcıyı düşünmelidir, dedi. Ticarette görülen kötü ilişkilerin, tarafların antlaşma maddelerini açıklıkla yazdırtmamalarından ileri geldiği bugün bir gerçek olarak ortadadır. Bu konuda apaçık bilgiler vardır Kur'an'da. İyi bir iş ilişkisi ortamı kurmak için bütün maddeler, teker teker ve açık olarak yazılmalıdır. Çünkü : "Bu, Allah yanında en doğru şahitlik için en kuvvetlisi ve unutmamak için en elverişlisidir.»  Sözleşmede üzerinde görüş birliğine varılan maddeler açıkça belirtilmelidir. Sorumlu taraflardan birisi yetkin değilse, velisi veya hamisi sözleşmeyi yazdırmak ve imzalamak zorundadır.

Yukardaki kısa incelemeden çıkan sonuç şudur: 

İslâm’ da ticaret ve alışverişin bu günkü ticaretten, temelde ayrılan bir yapısı ve anlamı vardır. İslâm’da ticaret ve alışveriş, ahlâkî ve manevî değerlerle iç içedir. Bu gün uygulanan sistemde ise kişinin yücelmesini, daha uygar bir kişiliğe ermesini sağlayan bu değerler bir kenara itilmiş, ticarî kesimden kovulmuştur. İyiye, güzele ve hayra karşı olan her alışveriş, öz olarak, İslâmi değildir. İslâm dini, yoksul halkı sıkıntıya sokan ve ihtiyaçlarını kötüye kullanma yolları arayan her türlü uygulamaya gem vurmak hakkına sahiptir. Şimdiye dek ticaret ve alışverişe ilişkin İslâm’ın koyduğu ana ilkeleri tartıştık. Şimdi İslâm ilkeleri ışığı altında, bugün uygulanmakta olan ticaretin yapısını incelemeye girişebiliriz.

 

 TEKELCİLİK

İslâm ekonomisi, başından sonuna kadar, azami sosyal faydayı sağlamayı amaçlar. Bu yüzden, bu amaca ulaşmağa engel olan her ekonomik faaliyet, İslâmiyet ol maktan uzaktır. Yoksulların durumunu iyileştirmek için özen gösterileceğine ve iyiliği düşünüleceğine göre, tekel ve spekülasyonun teşvik edilmesine imkân yoktur. Tekelci, genellikle malına yüksek fiyat biçmektedir. Arzın bir elde toplanması esas olduğu için "tekel" fikri ile -sömürü- sorunu sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. Açık rekabette, üretici, marjinal maliyeti malın fiyatına eşitleyerek kârını artırır. Fiyat belirli olduğu için üretici, malın marjinal maliyeti fiyatına eşit oluncaya kadar, üretimini arttırmaya devam eder. Tekel de ise marjinal gelir fiyata eşit değil, bilakis ondan daha azdır.

 

 SPEKÜLASYON

İslâm, spekülâsyonu da reddetmiştir. Spekülâsyon deyimiyle -bir malı ucuzken alıp pahalanınca satma olayını kastediyoruz. Ma'mer bu konuda Peygamberden (SAV) bu Hadisi nakleder : " Kıtlık zamanında, tahılı, ilerde sağlayacağı kazanç için satın alıp biriktiren, büyük bir günahkârdır.» (Müslim ve Mişkat). Bir başka Hadisi Ömer nakleder : " Dışarıdan tahıl ithal eden ve piyasa fiyatına satanın geçimi üzerine Allah'ın lütfu inmiştir. İlerde paha edeceği umuduyla tahılı piyasadan çeken, Allah'ın rızası dışına çıkmıştır.» (Buhari: 34, 58) Böylece fiyatları, suni olarak, arttırmak için tahılı ve öteki malları piyasadan çekmek, alıcıyı, daha yüksek bir fiyat ileri sürerek kandırmak, yasaklanmıştır. Fakat açık artırmayla satışa izin verilmiştir. (Tirmizi : 12, 10).

 

TİCARET VE FAİZ

Burada İslam tarafından faizin yasaklanmasının ve ticarete izin verilmesinin nedenlerini araştırmak gerekir. Kur'an'da şöyle buyrulur: "Allah alış verişi helâl, faizi haram kılmıştır."  Bu gün bile, İslam düşmanları, " Alım satım da ancak faiz gibidir." Ayetini gösterirler. Alış veriş helalse, faizin de helal olması gerektiğini, çünkü «faizin, para alış verişinin bir sonucu olduğu» görüşünü ileri sürerler. Ticarete yatırılan para, «kar» denen bir fazlalık getirmektedir. Bankaya yatırılan para da faiz. Allah, bir «artığı» yasaklamakta, ötekine izin vermektedir. O halde, ikisi arasında ne fark vardır? Bu konu, gerek ahlaki açıdan, gerekse hukukî açıdan, seçkin hukukçular tarafından, enine boyuna tartışılmıştır. Biz burada, soruna, ekonomik açıdan bakacağız.

 

SONUÇ

 İslâm, her türlü meşru faaliyeti teşvik etmiştir. Takas'a sınırlı olarak izin verilmiştir. Öte yandan tekelcilik ve spekülasyon reddedilmiştir, çünkü bu faaliyetler «sosyal yarar»ın en üst düzeye çıkarılmasını engellemektedir. İslam’ da serbest ticaret esastır. Özel durumlarda, ticaret konusunda, koruyucu bir politika izlenmesine de izin verilebilir. Dampingin reddedilmesi gerekir. Ticaretle faiz arasında yapısal bir fark vardır. İslâm’ın ticarete ilişkin ilkeleri tüccar ve sanayici tarafından benimsenirse, yoksullar, bugünkü ekonomide yaygın olan ticari durgunluğun zararlarından korunmuş olacaktır. "

Saygılarımla…

Yazıyı Paylaşın: